Makaleler

   Geri Dön

DELİ DALGALARIYLA SİNOP

Yazı ve Fotoğraflar: Tahsin Ceylan

Sualtı Dünyası Marine Photo olarak bu sayımızda, Helenistik çağın ünlü düşünürü Diyojen'in doğup büyüdüğü kent olan Sinop’dayız. “kişinin, mutluluk için gerekli herşeyi kendi içinde taşıyabilecegi” ilkesinin vazgeçilmez savunucusu olan Diyojen’nin yaşadığı ve bu ilke oluşumuna esin kaynağı olduğuna inandığımız Karadenizin bu güzel şirin beldesi; doğasıyla, savaşlarıyla, denizi ile, denizel canlılarıyla, su ile gelen dostluklarıyla, batıklarıyla, karakumuyla, bir zamanlar cezaevi olarak kullanılmış ünlü kalesiyle bu sayımızdaki konuğumuz.
Sinop’da geçirdiğimiz o güzel iki günü geride bırakmaya hazırlandığımız son saatlerde bu ünlü kaleyi ziyaret ediyoruz. Ve bir “maphushane türküsü” mırıldanmaya başlıyoruz, daha “sinop cezaevi”ni gördüğümüz o ilk an;

“Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül, aldırma...”

Üstelik Sabahattin Ali’nin bir şiiridir mırıldandığımız ve bu dizeler Sinop Cezaevinde yattığı zaman yazılmıştır.
“Aldırma gönül, aldırma...”
Aldırma gönül de, nereye kadar aldırma? Gel de dokunma o hüzün duvarına, gel de soluma o ağır havayı volta atarken mahpushane avlusunda. Orada olduğunu bilip de göremezken denizi, dokunamazken denize, anlar çığ gibi büyümekle kalmaz, yaşamı duyumsayamamak da bir o kadar güç gelir insana. Oysa ne deli dalgalar vardı o sabah Karadenizin sularında, ne de yapılan sahil yolu izin verirdi dalgaların ulaşma ihtimalini hapishane duvarlarına...
Oysa çok değil, bir gün öncesinde denizin otuz küsür metre derininde o loş boşlukta “gelin”lerin büyülü dansını izle, sonra da gel duvarların ardına, aldırma! Kolaysa aldırma... Çünkü inanırım ki insan yaşamından ne kadar haz alırsa, o kadar yakındır bir mahpuslunun dünyasına ve “O”nun yaşayamadıklarına...
Şimdi çıkıp bu mekanın ağır havasından, dönelim gerçek dünyaya ve bir göz atalım cezaevinin tarihi dokusuna;
Sinop Tarihi Cezaevinin 1214 yılında Sinop'u işgal eden Selçuklu Sultanı İzzeddin Keykavus tarafından, ana kalenin kuzeyden güneye inen dik bir surla kesilmesiyle meydana geldiği ifade edilmektedir. Selçuklu ve Osmanlılar zamanında ise tersane olarak kullanılan iç kalede zamanının en iyi vasıflı savaş gemilerinin inşa edildiği belirtilmektedir. 1882 yılında da Sinop Mutasarrıfı Veysel paşa zamanında hükümetten alınan tahsisatla iç kale cezaevine dönüştürülmüştür. Hapishanede Sebahattin Ali’nin yanı sıra Refik Halit Karay, Mustafa Suphi, Ahmet Bedevi Kuran, Refi Cevat, Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı), Burhan Felek, Kerim Korcan, ve Zekeriya Sertel gibi birçok ünlü şair, düşünür ve yazarın yattığı kayıtlardan bilinmektedir. 1979 yılında çıkan isyan sonucu ateşe verilen cezaevi, 1999 yılından bu yana Kültür Bakanlığı’nın kontrolünde müze olarak kullanılmaktadır.
Gel gelelim gerek su altında tüm güzelliklerini sergileyen, gerekse su üstünde gece dolunayı en güzel haliyle bize yaşatan ve Yunan mitolojisinde “Pontos eukseinos” yani “konuksever deniz” diye anılan Karadenizi anlatmaya;
Bir iç deniz özelliğinde olan Karadeniz; İstanbul Boğazı ile Marmara Denizi’ne, Kerç Boğazı ile Azak Denizi’ne bağlanmış durumdadır. Bir zamanlar Hazar Denizi’yle de bağlantılı olan Karadeniz, bazı tektonik hareketlerle bu denizden ayrılmıştır. Günümüzde, Akdeniz’e bağlı bir iç deniz olup, en uç nokta olarak kabul edilmektedir. Ortalama derinliği 1200 metre olup, en derin yeri orta kısmında 2245 metre olarak bulunmuştur.
Karadeniz’in kıta sahanlığı, Türkiye ve Kırım kıyılarında çok dar olduğu halde (sadece birkaç bölgede 30 km) diğer bölgelerde yani Bulgaristan, Romanya ve Azak Denizi’nde 40 km’yi geçer ve bu sahaların derinliği genel olarak 100 metreyi geçmez.
Karadeniz sularında sıcaklığın mevsimsel ve bölgesel farkları oldukça belirgindir. Örneğin; kış mevsiminde yüzey suları sıcaklığı Türkiye sahillerinde 7oC civarında iken, Rusya sahillerinde 1oC’ye düşer. Ortalama mevsimsel değişimler ise 7-26oC arasındadır. Karadeniz’de sıcaklık derinliğe bağlı olarak hızla düşer. Yüzey sularında ortalama 16oC iken, 40-70 metrelerde 7oC’ye düşmekte ve bundan sonra da aşağı yukarı sabit kalmaktadır.
Karadeniz’de tuzluluk genelde düşük olup, orta bölgelerinde %0.18 ile ne yüksek seviyesine ulaşır. Ancak sahile doğru özellikle akarsuların döküldüğü bölgelerde tuzluluk azalır. Örneğin Yeşilırmak ve Kızılırmak nehirlerinin boşaldığı bölgelerde tuzluluk %0.15 civarındadır. Karadeniz’de tuzluluğun derinlere bağlı değişimleri de oldukça önemlidir. Düşük tuzluluğa sahip yüzey sularının ( %0.18 ) kalınlığı 75 metre kadardır. Bunu takiben 100 metrede %0.19-0.20, 500 metrede %0.22 ve 1000 metrede %0.23 değerine ulaşır.

Karadeniz’in yüzey sularında çözünmüş halde bulunan yıllık ortalama O2 miktarı 6-7.5 ppm (mg/lt) arasında değişmektedir. Aslında Karadeniz, O2’nin ve dikey sirkülasyonunun olmadığı en büyük deniz sistemidir. 100-150 metre derinlikler arasında O2 aniden ortadan kalkmaya başlar. 150 metreden sonra ise yer yer O2 miktarı sıfıra düşer. Buna karşılık H2S (hidrojen sülfür) miktarı artmaya başlar. Deniz tabanına inen ölü organizma ve bitki materyallerinin bazı mikroorganizmalar tarafından parçalanması sonucu O2’nin tamamı tüketilir. O2’siz ortamda da başka mikroorganizmalar, sözü edilen parçalanmayı sülfatı (SO4) kullanarak gerçekleştirirler. Sonuçta toksik H2S oluşur ve 100-150 m’nin altında birikir.
Karadeniz, Türkiye denizleri arasında besleyici elementler yönünden en zengin deniz durumundadır. Hatta Atlantik Okyanusundan bile daha zengindir. Zira bu denize yağmurlarla ve akarsularla yüksek oranda besleyici element taşınmaktadır.
Karadeniz yüzey akıntıları tüm Karadeniz sahillerini dolaşan büyük bir akıntı sistemi ile, bu akıntı sistemine bağlı olarak elips şeklinde hareket ederek Karadeniz’in merkezi bölgelerini etkileyen akıntılar olmak üzere iki ayrı akıntı sisteminden oluşmaktadır.
Karadeniz’deki gel-git (med-cezir) hareketleri 5-10 cm civarındadır. Bu nedenle Karadeniz’de gel-git bulunmadığı kabul edilir.
Bugünkü Karadeniz faunası orijin bakımından üç ana gruba ayrılır. Bunlar:
1. Sarmatik formlar (Huso huso, Acipenser nudiventris, Acipenser güldenstaedti gibi Mersin balığı türleri)
2. Tropikal – Subtropikal formlar (Akdeniz ve Atlanto meditternnanen)
3. Yarı geçiciler
Sıcaklık ve tuzluluğun düşük olması yanında Karadeniz’de 150-200 metreden sonra H2S’in bulunması nedeniyle bazı formların Karadeniz’e geçişleri kısıtlanmıştır. Bu yüzden Karadeniz, diğer denizlerimize nazaran daha fakirdir. Karadeniz balık faunasının %75’i Akdeniz kökenlidir. Bu balıkların bir kısmı devamlı Karadeniz’de kalmakta, bir kısmı ise beslenme ve üreme amacıyla Akdeniz ile Karadeniz arasında göç yapmaktadır. Devamlı kalanlara örnek olarak şu türler verilebilir;
-Mesogobius batrachocephalus (Kaya balığı)
-Neogobius melanostomus (Benekli kaya balığı)
-Belone belone (Zargana)
-Mullus barbatus (Barbun)
-Merluccius merluccius (Bakalyaro)
-Squalus acanthias (Mahmuzlu camgöz)

Göç eden türlere örnek olarak;
-Xiphias gladius (Kılıç balığı)
-Pomatomus saltarix (Lüfer)
-Scomber scomber (Uskumru)
-Sarda sarda (Palamut) verilebilir.
Balıkların yanı sıra, sıcaklık ve tuzluluğun en uygun koşullarda bulunması nedeni ile midye (Mytilus galloprovincialis) ve salyangozlar (Rapana venosa) gibi yumuşakçalara da sadece Karadeniz’de yoğun olarak rastlanmaktadır. Yapılan çalışmalarda midye stoklarının en geniş olarak Sinop ve Samsun civarlarında bulunduğuna değinilmiştir. Buralarda bilhassa 30-50 metrelerde daha zengin stokları gözlemek mümkündür. Muhtemelen midyeye en uygun ekolojik koşullar da bu derinliklerde yer almaktadır.
Bu güzel sulara kıyısı olan Sinop’da, aslında yerleşim M.Ö.’lere dayanmaktadır. M.Ö 7. yüzyılda Miletoslular tarafından bir ticaret kolonisi olarak kurulan kentin adını, Amazon kraliçesi olduğu ileri sürülen Sinope’den aldığı ifade edilir. Mitolojiye göre ise kente adını veren, Yunan tanrısı Asopos’un kızlarından Sinope’dir. Kentin önemli bir özelliği de Antik Çağın ünlü düşünürlerinden Diogenes’in doğum yeri olmasıdır. Kırım ile Anadolu arasındaki deniz ticaretinde önemli bir yeri bulunan kent, bir süre Pontu Krallığının merkezi olmuş, ticaretin yanı sıra gemicilik ve askerlik açısından da önem taşımıştır.
Osmanlı dönemlerinde de kent tersaneleri ve limanıyla önemli bir yer tutmuştur. Karadeniz bölgesinin en korunaklı limanlarına sahip olan kent, bir yarımada görünümdedir. Kent içinde hemen göze çarpan Sinop Kalesi, Osmanlılar ve Cumhuriyet döneminde cezaevi olarak kullanımı ile ünlüdür. Yine 1853 yılında Rus donanmasının yaptığı baskın sırasında batırılan birçok gemi Sinop açıklarında bulunmaktadır.
18. yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun hayatını tehlikeye sokmaya başlayan gelişmeler, 19. yüzyılda da devam eder. Osmanlı tarihinin en önemli savaşlarından Kırım savaşının başlamasına neden olan 30 Kasım 1853 Sinop Baskını da 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı devletine zor anlar yaşatmıştır. Boğazlara inme arzusu ile planlanan, ancak başka bahaneler gösterilen Sinop Baskını, Navarın baskını gibi (Ekim 1827) Osmanlı tarihindeki en acı facialardan biridir.
Mısır meselesinin çözülememesi, Rusya’nın Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışmak istemesi ve hiçbir şekilde uzlaşmayı kabul etmemesi sonucu, 4 Ekim 1853’te Rusya’ya ilan edilen savaşta, hafif teknelerden kurulu Osmanlı filosu Karadeniz’de Amasra ile İnceburun arasında karakol görevi yapıyordu. 16 Kasım 1853 günü Sinop limanına, kıyı boyunca yarım ay şeklinde 15 metrede demirlemişlerdi. Bu hattı her iki uçta 14 ve 19 librelik gülleler atan küçük toplarla donatılmış tabyalar koruyordu. Bugün Sinop kıyılarından bu tabyaları görmek hala mümkündür.
Sinop baskınında savaşan Osmanlı filosu; fırkateyn olarak Nesim-i Zafer, Avnillah, Kaid-i Zafer, Navk-i ahri, Fazlullah, Dimyat, ağır fırkateyn olarak Nizamiye-1, korvet olarak Feyz-i Mabut, vapur olarak Taif, Eregli ve Pervaz-ı Bahri’den oluşmaktaydı. 12 gemiden oluşan bu filonun görevi; Kafkas ordusunu asker ve mühimmat bakımından destekleyen gemilerin emniyetini ve sahillerin korunmasını sağlamaktı. Erkan-ı Harbiye Reisi Ahmet Paşa’nın emrine göre Osmanlı filosu, gerekirse Rus donanması ile savaşa girebilecekti. Ancak Rus donanmasının üstünlüğü sezilirse savaştan kaçınılacaktı. 30 Kasım sabahı saat 9’dan sonra esmeye başlayan keşişleme rüzgarı nedeniyle sulu kar yağışı yatay görüşü iyice azaltmıştı. Lehlerine gelişen hava şartları nedeniyle Ruslar iki kol halinde limana girdiler. İki Rus kalyonu Avnillah ile Nizamiye fırkateynlerinin 500-600 metre uzağına demirlediler. Diğer beşi de Osmanlı filosunun diğer gemileri karşısında yerlerini aldılar. Yoğun sis nedeniyle Osmanlı filosu tarafından geç fark edildiler. Osmanlı filosu Ruslardan önce ateş açarak onları bir miktar hasara uğrattıysa da bu yenilgiyi önleyemedi. Osmanlı filosu neredeyse yok olmuştu. Nesim-i Zafer ve Avnillah fırkateynleri dışında filo yanarak kıyıya sürüklenmiş ya da batmıştır. Rus donanması zaferlerinin anısı olarak Nesim-i Zafer fırkateynini çekerek götürmek istemişler, fakat bordosu dağılmış, güverte ve top ambarları çökmüş olan fırkateyni çekememişler ve batırmışlardır. Bu büyük deniz faciasını yaşayan fırkateyn hala Sinop açıklarında yatmaktadır.
Sualtı batıkları ve canlı çeşitliliği ile zenginliği ve farklılığı bir arada bulunduran Sinop’da, dalmak fikri bile heyecanlandırıyor daima insanı. Bölgedeki tek dalış merkezi ise Beluga Dive Center, Sevgili dostum Yaşar Tarakçı’nın sevk ve idaresinde faaliyet gösteriyor. Beluga, beyaz balina anlamına geliyor. Hatırlarsınız, birkaç yıl önce bölgeye gelen beyaz bir balina tüm Karadenizlilerin gönlünü fethetmişti. Beluga Dive Center, kentin en güzel bölgesinde yer alan denize sıfır Karakum Tatil Köyü kompleksi içinde yer alıyor. Tatil köyü içinde bungalov tipi konaklamanın yanı sıra müthiş bir manzaraya sahip bir otelde de bulunmaktadır.
Dalış merkezinde her seviyede dalıcı yetiştirme kurslarının yanı sıra yalnızca dalışa yönelik her türlü imkan bulunmaktadır. Özellikle bir ya da iki yıldız dalıcı eğitimleri açısından en büyük kolaylık, hemen dalış merkezinde hazırlanıp suya atlama imkanının olmasıdır. Böylece tekneye malzeme taşıma ve teknede kuşanma gibi eziyetlerden kurtuluyorsunuz. Ancak yeni yapılan 14.5 metre uzunluğundaki Tarakçı dalış teknesini görünce karaya hiç ayak basmamam gerektiğini düşündüm. Bu bölgedeki dip yapısı itibariyle hem kayalık hem kumluk alanlar, eğitim için oldukça elverişli. Ayrıca gece dalışlarını da bu noktadan yapmak mümkün, biz de öyle yaptık.
Bölgedeki bir kaç dalış noktasına değinmek gerekirse, bunlardan biri Boztepe İnceburun’dur. Bu dalış noktasında Roma dönemine ait lahitler, Osmanlı dönemine ait komple bir top, Osmanlı gemilerine ait çeşitli kalıntılar görmek mümkündür. 1997 yılında yaptığım dalışlarda görüntülediğim büyük bir çapa ise artık yok.
Bir diğeri Karakum Koyu’dur. Karakum öncelikle görülmeye değer bir yer. Çünkü kumu gerçekten kara. Diplerde ise kiremit ve amfora yüklü Bizans batıkları görülebilir. Batıkların büyük bir bölümü kum ve çamur altında bulunuyor.
Gazibey Kayalıkları ise biyolojik olarak zengin bir dalış noktasıdır. Öncelikle burada kalkan balıklarını görme olasılığınız yüksek. Ayrıca her dalgıcın tatması gereken o müthiş donma duygusunu, yani termocline tabakasını yaşamanız da mümkün.
Yani sözün özü Karadeniz, ülkemizin sualtıcıları tarafından keşfedilmeyi bekleyen biyolojik zenginliklerle dolu. Bugünü somut olarak geleceğe aktarmak hepimizin ideali, belki bu salt bizlerin çabası ile mümkün olamayabilir. Çevre bilincini toplumda oluşturmadan bunu başarmamız güç görünüyor. Ancak bugünü görüntülememiz, bugünü yazmamız, yarına bırakılacak küçük bir miras olabilir. Tüm bunların yanında, kimi şairleri mahpushanesinde de olsa, konuk eden Sinop’da dalmanın daha ayrıcalıklı olduğunu düşünüyorum. Ve Diyojen’le başlayan yazımı yine onun ifadeleri ile sonlandırmak istiyorum. “En doğru yapılan iş doğaya uygun olarak yapılandır, en mutlu insan da doğaya uygun olarak yaşayandır”.
Tüm sualtıcılara nice sağlıklı dalışlar dileklerimle...

Sinop’a gitmek isteyenler için
Yaşar Tarakçı
Beluga Dive Center
(0-268) 261 64 20 (0-536) 6972337
Karakum Tatil Köyü Sinop