Makaleler

   Geri Dön

CARETTA CARETTA

Dosyalar:

Caretta_caretta_naviga.pdf

sgk_dergi_Derin_Mavinin_110_milyon_yillik_sakinleri.pdf


Caretta caretta (Adi Deniz Kaplumbağası)

Yazı ;Doç.Dr.Ertan TAŞKAVAK (E.Ü. Su Ürünleri Fakültesi;(taskavak@sufak.ege.edu.tr)

Tahsin CEYLAN (tceylan@vakifbak.com.tr)

Fotoğraflar; Tahsin CEYLAN

Türkiye’nin en meşhur kaplumbağası olup, şöhreti Anadolu topraklarında öylesine yayılmıştır ki batıyı bir kenara bırakacak olursak Sivas’ta bir kır kahvesindeki ihtiyardan, Konya’da topaç çeviren çocuğa ve hatta Gaziantep’te fıstık toplayan teyzeye kadar pek çok kişinin Caretta’yı telaffuz ettiğine şahit olmuşuzdur. Hatta Caretta’nın bu şöhreti Anadolu’daki diğer kaplumbağaların mevcudiyetini görmezden yada bilmezden gelmek bir yana zaman zaman onların yaşamlarını bile tehdit eder olmuştur. Köprülü kanyonda botla turist gezdiren rehberin bir tatlı su kaplumbağası türü olan ve nehrin kenarlarındaki banklarda güneşlenen Mauremys rivulata’ları Caretta diye müşterilerine takdim etmesi, deniz akvaryumu meraklısı bir vatandaşımızın Caretta diye bir başka tatlı su kaplumbağası türümüz olan Emys orbicularis’i akvaryumuna yerleştirmesi, üç-beş çocuğun bir kara kaplumbağası yavrusunu Caretta yavrusu diye denize sokmaya çalışmaları tanık olduğumuz en belirgin örneklerdir. Tabi bu şöhret ona çeşitli kapıların açılmasına da neden olmuştur. Bu günü kadar yurdumuzda en fala maddi destek bulan ve üzerine en detay çalışmaların yapıldığı tür olarak yine Caretta caretta çıkmaktadır. Doğal olarak bu çalışmalar da Caretta’nın şöhretini daha da arttırmıştır. Kim, nereden, nasıl bilsin ki Fırat ve Dicle nehirlerimizde Rafetus euphraticus denen yumuşak kabuklu bir tatlı su kaplumbağası yaşadığını! Kaldı ki Diyarbakır’daki bir ortaokul öğrencisi Dicle nehrinden yakalanan bir Rafetus euphraticus’a “Caretta mı bu abi?” dedikten sonra.

Caretta caretta (Linnaeus, 1758) olarak bilinen adi deniz kaplumbağasının Akdeniz'e ilişkin yumurtlama alanlarının başında Türkiye ve Yunanistan gelirken (Baran & Kasparek, 1989;Margaritoulis, 2000) bunu daha az sayılardaki yuva sayıları ile sırasıyla Kıbrıs (Broderick & Godley, 1996), Mısır (Kasparek, 1993;Clarke et al.2000), Libya (Laurent et.Al.1995), Tunus (Laurent et.Al.1990), İsrail (Kuller, 1999) ve Suriye (Kasparek, 1995) izlemektedir.

Caretta caretta’nın Türkiye kıyılarından ilk yuvalanma kayıtları Hataway (1973) tarafından verilmiş olup Geldiay & Koray (1982)ve Geldiay ve Ark. (1983, 1984) Türkiyenin Akdeniz kıyılarındaki deniz kaplumbağası populasyonlarını ve bu hayvanları korumaya yönelik önlemleri belirlemişlerdir. Baran ve Kasparek (1989) ise Türkiyenin Akdeniz kıyılarında yer alan yumurtlama kumsallarının ayrıntılı bir raporunu vermişlerdir.Bu ilk çalışmalardan günümüze değin gerek ulusal ve gerekse uluslar arası üniversitelerden pek çok bilim adamı ve sivil toplum örgütlerinden kişiler kumsalların envanterini çıkarmış ve bu kumsalları tehdit eden ve korumaya yönelik önlemleri belirlemeye çalışmışlardır. Verimlilikleri ve önemleri dikkate alındığında 20 deniz kaplumbağası yumurtlama alanı dikkat çekmekte olup, bunlardan doğudakiler daha ziyade Chelonia mydas tarafından kullanılırken batıdakiler Caretta caretta’nın yumurtlama alanlarıdır. Buna rağmen 2 deniz kaplumbağasının yumurtladığı kumsalların örtüştüğü alanlarda bulunmaktadır.

Yetişkinlerinde doğrusal karapas uzunluğu 1m’ye kadar ulaşabilen bu deniz kaplumbağasın türünde sırt rengi genellikle kırmızımsı kahverengidir. Keratin plaklar üzerinde dağınık sarımsı gri lekelere rastlamak da olası olup bu lekeler çoğunlukla koyu zemin rengine kısmen karışmıştır. Karapas ve baş plaklarının periferlerinde bazı fertlerde açık sarımsı hatlar ayırt edilebilir. Baş ve bacakların üstündeki plaklar, karapas plaklarından genellikle daha koyu ve daha az lekelidir. Plastronun zemin rengi soluk sarımsı beyaz, ya da soluk portakal rengidir. Lekesiz olabileceği gibi üzerinde seyrek siyahımsı, morumsu lekelerde olabilir. Benzeri lekeler ön ve arka üyelerle kuyruğun altında da genellikle daha yoğun olarak bulunmaktadır (Atatür 1992).

Asimetrik bir yürüyüş şekli olup, ön ayaklar ardışık hareket ederken arka ayaklar birlikte veya ardışık olabilir. Karapasta 5 çift costal plak mevcut olup en önde yer alan 1. costal plaklar boyun plağı olarak bilinen nuchal plak ile temas haldedir. Vertebral plaklar karinasız, yani düzdür. Genelde 11-12 çift marjinal plak ve geride iki adet suprakaudal plak karapasın üstten görümünü tamamlayıcı keratin yapılardır. Oldukça iri kafaları ve çok kuvvetli çeneleri bulunmaktadır. Ancak üst çenenin keskin keratin kaplaması dişsi çıkıntılar içermez, ön tarafı da düzdür, yani aşağı doğru bir kıvrılma sergilemez. Başlarında 2 çift prefrontal plak vardır (bazı örneklerde bu dört plak arasında fazladan merkezi bir plak daha bulunabilir). Bacaklar kürek şeklini almış olup yüzmeye yararlar. Kürek şeklindeki bu bacakların dış kenarında en fazla 2 tırnak bulunur.

Literatürde düz karapas uzunluğunun (karapasın ön ve arkası arasındaki doğrusal mesafe) 1m’yi geçebileceği kaydediliyorsa da ülkemiz sahillerinde yakalanan örneklerde bu ölçüm ortalama 70-75 cm civarındadır. Yani genel anlamda bu bireyler olgunluk sınıflandırmasında “erginaltı” yada “subadult” olarak nitelendirilirler. Ancak bu boy grubundaki dişiler sahillerimize yumurta bırakabildiklerine göre kesinlikle üreme olgunluğuna ulaşmışlardır. Bir başka deyişle Akdeniz populasyonu üyelerinin okyanus populasyonları üyelerine oranla daha küçük boylarda cinsel olgunluğa eriştikleri söylenebilir (Atatür 1992).

Her ne kadar yumurtadan yeni çıkmış yavrularda başın üst tarafı kızıl-kahverengi, keratin gaga ve yanaklar kirli koyu kahverengi, boyun kirli sarı-turuncumsu ve karapas da koyu kahverengi ise de C. caretta yavrularının renklenmelerinde oldukça fazla varyasyon gözlenebilir. Karapas rengi sarımsı taba renginden kahverenginin tüm tonlarına ve grimsi siyaha kadar değişebilmektedir.

Yumurtadan henüz çıkmış C. caretta yavrularında doğrusal karapas boyunun 33.5-52.0 mm arasında değişebildiği ilgili literatürde kaydedilmiştir.Bu yavrularda üst çenenin keratin gagasının ön tarafında küçük bir yumurta kırma dişi belirgindir, ancak kısa süre sonra bu yapı kaybolur. Yeni çıkmış yavrularda yine belirgin olan, ancak yumurta kırma dişine oranla daha uzunca bir süre varlığını koruyan bir diğer yapı, plastron ortalarına rastlayan “göbek izi”dir (Atatür 1992).

Ülkemiz sahillerinde yuvalanan deniz kaplumbağalarında cinsel olgunluğa ulaşma yaşı ile ilgili kesin veriler yoktur. Ancak ideale yakın şartlar altında “kaptivite” yada “yapay ortamda” yetiştirilmiş bireylerde yapılan gözlemler, cinsel olgunluk yaşının en az 6-7 yıl, ortalama 12-14 yıl ve en çok da 30 yıldan fazla olabileceğini ortaya koymaktadır (Dodd, 1988; Atatür 1992). Cinsel olgunluk yaşının deniz kaplumbağalarında populasyonlar arasında, hatta aynı populasyonun bireyleri arasında farklı olabileceği de bilinen bir hakikattir. Ancak, okyanuslarda yaşayan hemcinslerine oranla Akdeniz’de yaşayan ve sahillerimizde de yuvalayabilen türlerde cinsel olgunluğa nispeten daha geniş yaşlarda (ya da küçük boy gruplarında) ulaşılabilme olasılığı vardır (Dodd, 1988; Atatür 1992).

Ergin altı yada ergin bireylerde seksüel dimorfizm (morfolojik karakterlerden erkek-dişi ayırt edebilme olanağı) söz konusudur.Erkeklerde kuyruk, dişilerin kuyruklarına oranla belirgin olarak daha uzun ve kalın, ön üyelerdeki birer tırnak ise, çiftleşme esnasında dişi karapasını kavramada yardımcı olacak tarzda kanca şeklindedir. Dişide plastron düz yapılı iken erkekte hafifçe çukur ve aynı boydaki dişilerin plastronlarına oranla daha kısa yapılıdır (bu özellik muhtemelen erkek kuyruğunun daha uzun olmasından kaynaklanır). Renklenme özellikleri açısından erkek ve dişiler arasında fark olup olmadığı konusunda henüz yeterli veri mevcut değildir.

Üreme mevsiminin dışında Akdeniz’de dağınık olarak bulunan, hatta Atlantik okyanusuna geçebilen cinsel olgunluğa erişmiş Caretta caretta bireyleri, üreme mevsiminin başlarında yavaş yavaş bir araya toplanmaya ve giderek büyüyen gruplar halinde üreme bölgelerine doğru göç etmeye başlarlar. Bu göçler, kaplumbağaların kendilerine özgü üreme bölgelerine olan uzaklığa bağlı olarak, denizde yüzlerce kilometrelik mesafeleri kapsayabilir. Zira bu kaplumbağalarda üreme-yuvalanma yöreleri, gelişigüzel seçilmiş ortamlar değildir. Büyük bir duyarlılıkla orijinlendikleri, yani kendilerinin yumurtadan çıktıkları plajları ve sahil sularını arayıp bulurlar, bu sularda çiftleşirler ve yine bu plajların kumlarında yuvalarını yapıp yumurtalarını bırakırlar. Deniz kaplumbağalarının yaygın göçleri esnasında mevsimlik, hatta bir kaç yılı kapsayan periyotlarda üreme-yuvalanma yörelerini büyük bir başarı ile tekrar tekrar nasıl bulabildikleri halen araştırma konusudur (Lohmann, 1992). Ancak eldeki verilere göre; uzun mesafeleri geçme aşamasında yerkürenin manyetik alanından ve okyanus yüzeyindeki hakim dalga hareketi yönünden yararlandıkları, yuvalanma sahiline yaklaştıklarında ise çeşitli kimyasal ve akustik sinyallerden yararlanabildikleri savunulmaktadır (Lohmann, 1992).

Akdeniz sahillerindeki çiftleşme mevsimi, hava şartlarına bağımlı olarak Nisan ortalarından Mayıs sonlarına kadar sürer (Geldiay, 1980; Baran & Kasparek, 1989; Atatür, 1992). Yuva yapımı faaliyetleri ise Mayıs başlarından ağustos sonlarına kadar gözlenmiştir. Çiftleşme olayının, plajlarda yuva yapımından bir kaç hafta önce başlayabildiği, genellikle yuvalanma plajlarının hemen açığındaki sahil sularında çiftleşmenin gerçekleştiği bilinmektedir. Dalyanda Caretta caretta’ların sahilden 500 m kadar açıkta çiftleştikleri olayın 3 saat kadar sürdüğü gözlenmiştir (Geldiay, 1980; Baran & Kasparek, 1989; Atatür, 1992). Akdeniz dışında yaşayan C. caretta’larda da, bazı populasyonlarda çiftleşme yöreleri ile yuvalanma plajları arsında 80-150 km’ye varan mesafelerin varlığı saptanmıştır.

Çiftleşme genellikle su yüzeyinde olursa da, olayın su altında da devam ettiği gözlenmiştir. Dişinin sıkıca tutulmasında erkeğin ön üyelerindeki kanca şekilli birer güçlü tırnağa ilaveten, bazen arka üyelerdeki zayıf birer tırnak da devreye sokulabilir. Bu esnada erkek, uzun kuyruğunu dişinin karapasının altına arkadan yönlendirerek kloaklarının bir araya gelmesini ve bu sayede penisinin fonksiyon görebilmesini sağlar. Tek bir dişinin arka arkaya birden fazla erkek tarafından döllenmesi de olasıdır. Deniz kaplumbağalarımız, tüm dünyada olduğu gibi; Akdeniz bölgesinde de yuvalanmada öncelikle kıtasal plajları, ikincil olarak ise ada plajlarını tercih ederler. Nitekim bilinen kıtasal yuvalanma yörelerine ilaveten, örneğin Yunanistan’daki Zakyntos adasında ve hem güney hem de kuzey Kıbrıs plajlarında en azından C. caretta’ların halen yuvalanabildikleri bilinmektedir (Arnold & Burton, 1978;Baran & Kasparek, 1989; Atatür, 1992).

Yuva yapımı için seçilen yörelerde genellikle kolay kazılabilen kum ya da çok olmayan miktarda ince çakıl karışmış kum zemin tercih edilir. Su kesiminden itibaren hafif meyilli olarak geri plandaki kumullara yükselen plajlar söz konusudur. Sağlıklı yuvalar, denizin med düzeyinin üstünde kalacak şekilde yapılır ve bu amaçla yuva yöresi genellikle sahil su kesimi çizgisinden 15-20 m uzakta seçilir. Ancak sahil yapısına bağımlı olarak su kesiminden 6 ya da 30 m uzakta yapılmış sağlıklı yuvalara da rastlanmaktadır. Bu tarz bir seçim şekli ile, yuvadaki yumurtaların gereğinden fazla oransal neme maruz kalmaları da önlenmiş olur. Bununla beraber, dişiler bazen olağan dışı çevre baskısı (normal dışı düşük frekanslı gürültü, bilhassa yapay ışıklar, plajda gezinen predatör hayvanlar ya da kişilerin varlığı gibi) altında “stres yuvaları” denilen denize gereğinden fazla yakın ve med düzeyi altında yuva yapabilmektedirler. Bu tip stres yuvalarına bırakılan yumurtaların çoğunun ya da tamamının yüksek nemden ve azalan oksijenden dolayı telef olması kaçınılmazdır.

Yuva yapımı faaliyetleri çoğunlukla saat 22.00-04.00 arası sürdürülür. Ancak 21.00 dolaylarında başlatılan veya 06.00’da son bulan yuvalanmalar da sahillerimizde gözlenmiştir (Atatür, 1992). Genellikle denizin med süreci esnasında karaya çıkışlar sık olur. Plajın uygun yükseltilerinde, pek sık olmayan vejetasyon arasında yuva yapımı da olasıdır. Sahillerimize yuvalanma amacı ile çıkışların “sürüler halinde” olduğu söylenemez. Günümüzde yukarıda değindiğimiz saatler dahilinde bir gecede kilometre başına sadece bir kaç yuvalanma çıkışı karakteristiktir. Üreme yaşına gelen dişi kaplumbağaların her sene üreme faaliyeti sergilemeleri de söz konusu değildir. Bu açıdan genel kaide, dişilerin her 2 ya da 3 yılda bir kendileri için spesifik üreme plajlarına geldikleri şeklindedir. Yuvalanma yıllarında her dişinin ortalama 2-3 kez plajda yuva yaptığını bu sayının bazen 11’e varabildiği ve her yuvaya 70-120 kadar yumurta bıraktığı saptanmıştır (Geldiay, 1980; Baran & Kasparek, 1989; Atatür, 1992).

Diğer tüm deniz kaplumbağalarında olduğu gibi C. caretta’da da yuva yeri seçimi henüz iyi anlaşılmamış karmaşık bir olaydır. Örneğin, sahile ulaşan dişilerin yükselen plaj kumlarına tırmanmaya başlarken, boyunlarının altı ile plaj kumlarını adeta sürdükleri, sonra başlarını yere dayayıp bekledikleri zaman zaman gözlenir. Bu davranıştan amacın bazı sıcaklık ipuçları yakalama ile ilgili olduğu sanılmaktadır. Kuru plaj bölgesinde 2-3.50C’lik ani sıcaklık değişimleri algıladığında dişi yuva yapmaya başlamakta, bu farklılık hissedilmediğinde ise dişiler denize dönmekte yani tipik “yalancı çıkış” davranışı sergilenmektedir (Baran & Kasparek, 1989; Atatür, 1992).

Diğer tüm deniz kaplumbağalarında olduğu gibi C. caretta’da da yuva yeri seçimi henüz iyi anlaşılmamış karmaşık bir olaydır. Örneğin, sahile ulaşan dişilerin yükselen plaj kumlarına tırmanmaya başlarken, boyunlarının altı ile plaj kumlarını adeta sürdükleri, sonra başlarını yere dayayıp bekledikleri zaman zaman gözlenir. Bu davranıştan amacın bazı sıcaklık ipuçları yakalama ile ilgili olduğu sanılmaktadır. Kuru plaj bölgesinde 2-3.50C’lik ani sıcaklık değişimleri algıladığında dişi yuva yapmaya başlamakta, bu farklılık hissedilmediğinde ise dişiler denize dönmekte yani tipik “yalancı çıkış” davranışı sergilenmektedir (Baran & Kasparek, 1989; Atatür, 1992).

Ve İtfaiyeci Caretta’yı kurtardı;

Bir asır boyunca kimbilir ne güçlüklere direnmiş, ne savaşımlar vermiş ve sonunda yaşamını sürdürebilmiş denizlerimizin endemik türü olan bir canlıyı yine biz doğanın egemen gücü varsayılan insanoğlunun bencilce tatmin arayışı sonucu kaybetme riski ile karşı karşıyaydık. Minik hikayemiz kendisi hiç de minik olmayan bir kaplumbağanın kurtuluş hikayesidir. Yakaladığımız bir tatil aralığında yine mavi sullara yöneliyoruz. Aynı tarih aralığını Meteoroloji ise bol yağışlı olarak geçecegini açıklıyordu. Buna rağmen Kaş’a olan uzun yolculuğumuzu kadrolu bodym İtfaiye Sualtı Ekibinden Akın ile birlikte sürdürmeye karar verdik. Hava koşulları nedeniyle dalış imkanı olmasa bile Bülent’le hasret gidermek’de mutluluğun bir başka yanıydı. Kaş’da bizi bekledigimiz üzere şiddetli yağan yağmur karşıladı ve gece boyunca da devam etti. Hazırlıkların akabinde sabah limandan çıkan ilk ve tek tekne Likya ile hava koşulları itibariyle en uygun bölge olarak yarımadanın yakasında bulunan çapabanko dalış noktasına hareket ettik. İlk dalışımızın akabinde hareketle güvercin adasının sığınağına ulaşmaya karar verdik. Tam burnu dönerken Bülent Üçkaya noktasına dalış yapabilecegimizi söyledi. Hani derler ya herşeyde bir hayır vardır.Kelimenin tam anlamını bu kez yaşama şansımız oldu. Bu mevsimde vizibilitenin iyi olamıyacağını düşünerek 60 mm.macro lens ile görüntü alabilme çalışmalarının uygun olacağını düşündüm. 15 metre derinlige indigimizde sağ tarafdan reef’in üzerine doğru yöneldik.Bir an sol tarafımızda kumluk dar alanlı bir zemin üzerinde kaplumbağa dinlenme modundaydı. Yaklaşmanın akabinde ise bir gayretle uzaklaşma çabası içine girdi. Ancak gidemedi, zira bir mesinaya takılmış ve güç toplayıp ipi kopartma çabaları ise boşunaydı. Durumu belgeleyen bir kaç görüntünün akabinde Akın ipi kesip kaldırarak yavaş yavaş yukarıya doğru çıkartmaya başladı. Yüzeye 5 metre kala ise kaplumbağa bizi bırakıp tam hız yüze ulaştı. Ne kadar süredir çaparizde olduğunu bilmiyorum. Ancak belli zaman aralıklarında hava alması gerektigi ortadaydı. Onu yeniden hava alabilecegi bir ortama ulaştırmak ise anlatılmaz bir mutluluktu.


Metindeki Bazı kaynakçalar:

Atatür, M. K. (1992): Türkiye Deniz kaplumbağaları Biyolojileri ve korunmaları. T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Su Ürünleri Araştırma Enst. Müd. Bodrum.

Baran I. & M. Kasparek (1989):Marina Turtles Turkey: Status survey 1988 and recommendation for consertion and management. – Heindenberg, 123 + iv pp

Clarke, M., Campbell, A. C., Hameid, W. S. & Ghoneim, S. (2000): Preliminary report on the status of marine turtle nesting populations on the Mediterranean coast of Egypt. Biological Conservation, 94: 363-371.

Geldiay, R., Koray, T. (1982): Türkiye' nin Ege ve Akdeniz kıyılarında yaşayan deniz kaplumbağalarının (Caretta caretta ve Chelonia mydas) populasyonları ve korunmaları ile ilgili tedbirler üzerine araştırmalar. TÜBİTAK, Proje no: WHAG-431, 121 s.

Geldiay, R., Koray, T., Balık, S. (1982): Status of the sea turtle population (Caretta caretta and Chelonia mydas) in the Northern Mediterranean sea, Turkey.425-434 p. in K. A. Bjorndal (Ed.) Biology and Conservation of Sea turtles, 583 pp. Washington.

Kasparek, M. (1995): The nesting of marine turtles on the coast of Syria. Zoology in the Middle East 11:51-62.

Yerli, S., Demirayak, F. (1994): Türkiye'de Deniz Kaplumbağaları ve Üreme Kumsalları Üzerinde bir Değerlendirme '95. 129 sayfa.

Margaritoulis, D. (2000): An estimation of the overall Nesting activity of the Loggerhead Turtle in Greece. In proceeding of the 18th International Symposium on sea Turtle Biology and Conservation 3-7 March 1998 Mazatlan, Mexico.