Makaleler

   Geri Dön

ADRASAN KOYU

Dosyalar:

Adrasan_Deniz_Magazin.pdf


Yazı ve Fotoğraflar: Tahsin CEYLAN

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda yine Akdeniz’in sıcak sularına yöneldik. Arkadaşımız Osman Karacan tarafından organize edilen yaklaşık 12 kişilik bir grupla dalışa yasak bölgelerin kalkmasıyla büyük bölümü dalışa açılan Antalya Adrasan’a doğru yola çıktık. Uzun yıllardan beri çok kısıtlı dalış noktalarıyla bölgede dalış hizmeti veren Sevgili Mediha ve Holger’e defalarca verdiğimiz ziyaret sözünü bu kez gerçekleştiriyoruz. Nihayet Tanrılarca paylaşıldığı söylenen dağların hemen ortasında yeralan Adrasan Koyundayız.

Adrasan Koyu; henüz tahrip edilmemiş güzelliklere sahip ender tatil yörelerimizden birisi. Su üstü güzelliklerinin yanısıra sualtı fauna ve florası da oldukça zengin olan koy, Özellikle biz sualıt fotoğrafçıları için geniş açı yakın çekim görüntülemeler açısından son derece caziptir.

Mediha&Holger’in sahip olduğu “Diving Center Adrasan Dalış Merkezi” hemen kıyıda yeralmakta, tekne ulaşımı ve malzemelerin transferi son derece kolay yapılabilmektedir. Kıyı habitatı eğitim amaçlı dalışlar ile gece dalışları açısından son derece uygun olan bölgede dalışların yapıldığı “Yavuz” teknesi yaklaşık 15-20 kişilik bir kapasiteye sahiptir. Sevgili Yavuz Abi’nin sevk ve idaresinde olan tekne her türlü doğa koşulları ile mücadelede test edilmiş durumda. Bölgedeki konaklama yerleri doğayı tahrip etmeden yapılandırılmış otel, motel ve pansiyonlardan oluşuyor. Doğa ile barışık, gürültüden uzak bir tatil için son derece uygun bu tatil yöresinde, çevre bilincinin gelişmesinde dalış merkezinin payı çok büyük. Çevredeki balıkçılar "“Bugün Hacıvat kayalıklarında fok gördük"”dediklerinde önemli kayda değer bir şey görmenin yarattığı mutluluğu gözlerinden okuyabiliyorsunuz. Ekosistemdeki diğer canlılara saygının henüz yok olmadığını görmek sevindirici. Paylaşım adil olmamakla birlikte yine de kısmi olarak mevcut. Nerede olduğunuz gibi neyi kimlerle paylaştığınız da son derece önemli. Paylaşmak insanoğlunun yaradılışından bugüne anlamlı bir söylem olma özelliğini hep korumuştur. Sevginizi paylaşmak, kendinizi paylaşmak, varlığıyla anlam kazandığınız ve yarattığınız her değeri paylaşmak, paylaşmak, paylaşmak...

Tıpkı yaşamak gibidir paylaşmak. Ancak söylemi kolay olsa da pratiği oldukça güçtür. Teori özgün yazılımı ile ifadesini her zaman pratikte özümleştiremiyor. İlkel toplumlardan başlayarak günümüze kadar gelen toplumların tarihsel sürecinde, belli özgün oluşumlar dışında, mülkiyet, ya da sahip olma anlayışı göreceği olarak egemen olmuştur. Paylaşımın yarattığı o muhteşem mutluluğu yaşamayı engelleyen, en önemli kavramların başında da mülkiyet duygusu gelmektedir.

Sualtı belki de paylaşımı en fazla gerektiren bir spor dalı olmasına karşın “ben”lik sorunlarıyla bir türlü bu birliktelik gerçekleşemiyor. Dileriz ki bu alanda katalizör görevi üstlenen kişi ve kuruluşların çabası devam eder ve birlikteliğe doğru yol alırız. Ancak görünen odur ki özlem ülkemiz insan psikolojisi açısından neredeyse ulaşılmaz oldu. Yine de dileklerimiz devam etsin, kimbilir?... Benim çağırışlarım ise her zaman aynı ve yaşadıkça dilerim ki asla değişmez, bir tutam sunumluk görüntüdür özeti. Yüreğimize coşku veren orada kalıcı değerler bırakan.

Gün gelecek ne paylaşmaya ne de paylaşacak birşeyler yaratmaya vaktimiz olacak. Gün gelecek paylaşmaya can attığımız ama paylaşamadığımız, her şey ne yazık ki (ya da) ne mutlu ki biz olmadan paylaşılacak.

Sevgini paylaş, kendini paylaş, bilgini paylaş diyoruz. Bu konuda şükranla andığımız J. Y. Cousteau’nun özgün anlatımıyla aşağıda belirttiğim söylemini bir kez daha hatırlayalım istiyorum.

“Zevk satın alabileceğiniz bir şeydir. Ama neşeyi satın alamazsınız...

Eğer kendiniz için bir şey alırsanız bundan keyif duyarsınız, size zevk verir. Ancak neşelendirmeyebilir. Bu bencilce bir tatmindir. Neşe paylaşmaktan gelir. Yaşamaktan neşe ve mutluluk çıkarmak için birkaç yol vardır.

Birincisi elinizde olanı paylaşmaktır ki, bu sevginin göstergesidir.

Bir diğer yol sevginin kendisidir. Bu sadece elindekini değil, kendini paylaşmaktır.

Başka biri de evren ile ilgili bilgini çoğaltmaktan geçer. Bilgi insanı büyütür ona yeni bakış açıları kazandırır ve ona sahip olan kişilere neşe ve mutluluk kaynağı olur.

Başkalarını düşünmek için kendinizi unuttuğunuz her an neşeli ve huzurlu bir hayat tarzına ulaşırsınız…”

Yaşıyorsak ve kendimizi bu evrenin ve de ekosistemin bir parçası olarak algılayabiliyorsak; varoluşumuza esas mutlak bir amacımız ve o hedefe yönelmiş çabalarımız bulunmalıdır. Şairin dediği gibi. “Bir tılsımı olmalıdır hayatın, vazgeçilmez bir öfke gibi.”

O tılsımı ve günlük devinim içinde değişkenliğe uğramayan o muhteşem gücü her zaman yüreğimde hissetmeye çalışıyorum. Deklanşöre her zaman olduğu gibi yüreğimle uzanıyorum. Teşvik edici tek faktörün ise insanın yüreğinde hissettiği gerçek olduğuna inanıyorum.

Dostum bana “davranışlarının başkaları tarafından yönlendirilmesine asla izin verme” demişti. Sanırım her onurlu istem; davranış sürekliliğinin sağlanmasına saygı duyar.

O saygıdır ki sevgi ile bezenmiş sonsuz dostluğa kucak açar ve o korunması gereken tek değer olarak kalır. “Bırakın hayat kendi akışı ile aksın, duygularınızı yoketmek için uğraşmayın, bazen geride başka bir şey kalmaz.” Yüreğinizdeki ses doğru davranışlarınızı belirlemeye yetecektir.

Bugün mavinin bütün tonlarını olanca saydamlığı ile görebiliyorsam, bunu anlatmaya çalışmalıyım geleceğe.

Bölgedeki dalış noktaları arasında mağaralar önemli bir yer tutar. Geniş açı görüntüleme açısından ışığın mavi sulardaki hüzmeli dansını gözlemlemek ve görüntülemek oldukça cazip. Denizel kirliliği hemen hemen hiç gözlemlemedik. Bu sevindirici bir durum.

Ülkemiz denizlerinde yok olma tehlikesi altında lahoz (Epinephelus alexandrinus) ve orfoz balıklarını (Epinephelus guaza) nadiren görebiliyoruz. Hacıvat dalış noktasında sürü halindeki papaz balıkları (Chromis chromis) geniş açı görüntü almama adeta renk katıyorlar. Gece görmeye alıştığımız karidesleri burada gündüz de gözlemlemek mümkün. Bu arada Holger en güzel mağaralardan birine kendi adını vermiş bile. Işını, Holger mağarasındaki hüzmeleri muhteşem. Gündüz dalış yaptığımız bir başka dalış noktasında Hippocampus hippocampus ile Hippocampus ramulosus türü deniz atlarını görüyoruz. Bütün gün Deniz Tanrısı Poseidon’un arabalarını çekmekten yorgun düşen atları, tek tutunma organları olan kuyruklarını dolayarak dinlenme moduna geçmişlerdi. Mitolojik efsanelere göre antik çağlardaki balıkçılar, dalgalarla kıyıya vuran ölü denizatlarını, deniz tanrısı Poseidon'’n arabasını çeken dev aygırların yavrusu olduklarına inanırlarmış. Bu tanrıdan oldukça çekinen balıkçılar O'’’nu hoşnut etmek için sürekli denize hediyeler bırakırlarmış. Sualtı habitatına son derece uyumlu olan denizatları hızlı hareket edemediklerinden, avlarını yakalamak ve tehlikelerden korunmak için kamuflaj yeteneklerine güvenirler. Hareket eden canlı besinleri tercih ederler. Üremede taşıyıcılığı erkek üstlenmektedir.

Bu noktayı gece dalışı için de mesken tutuyoruz. Gece dalışı ise tamamen sürprizlerle dolu. Dalışın hemen başında gördüğümüz kalamarlardan (Loligu vulgaris) ancak tek kare görüntü alabiliyorum. Kaya aralıklarında gizlenmeye çalışan bir papaz balığının üzerinde gezinen karides beni büyülüyor. Daha ileride ise fener ışığının etkisiyle hareketsizleşen ve genellikle kayalık, algli zeminlerde (bentik) yaşam sürdüren bir İskaroz-papağan balığının (Sparisoma cretense) üzerinde gördüğüm ve görüntülediğim karides benim için gecenin tam sürprizi oldu.

Scaridae familyasından olan İskaroz, papağan balığı olarak da adlandırılmaktadır. Akdeniz, Ege ve Marmara denizlerinde dağılım göstermektedir. Çok parlak renklere sahip olan balığın başının biraz ilerisinden başlayan sırt (dorsal) yüzgeci kuyruğa doğru uzanır. Sırt, karın ve anal yüzgeçleri sert ve dikenlidir. Sularımızda yaşayan Iskarozların boyu 20-30 cm civarındadır. Ağzının papağan gagası şeklinde gelişmiş olmasından dolayı papağan balığı adı verilimştir. Deniz yosunları ve mercan parçaları ile beslenir. Dişi ve erkeklerin renkleri birbirinden farklıdır. Dişiler renkli erkekler ise tek renk ağırlıklı bir yapıya sahiptirler. Ekonomik değeri yoktur. Sonraki gün ise sualtında Cumhuriyet Bayramı kutlamamız vardı. Tüm dalıcı arkadaşlarımızın katılımı ile bayram törenimizi sualtında yapmamızın akabinde Akdeniz’in sıcak güneşine ve kabarcıklarımızı bıraktığımız büyülü maviye vade ederek dönüşe geçiyoruz.

SUALTI DÜNYASI

SAYI 73 OCAK/ ŞUBAT 2003